Get Adobe Flash player

23 Nisan - Tek kişilik Tiyatro Oyunu




DEDİKODU (MONOLOG – TEK KİŞİLİK TİYATRO OYUNU)

Dedikoduyu hiç sevmem. Başkasının etlisine, sütlüsüne karışmak hiç hoşuma gitmez. Neme lazım, bu huyumdan çok memnunum.

Bu yıl okullar açıldı açılalı hiçbir arkadaşıma, “Gözünün üstünde kaşın var.” demedim. Söz aramızda, Bazı çocuklar pek alıngan olurlar. Hele bir tanesi var ki, şimdi adı gerekli değil, buluttan nem kapar.

Geçenlerde ona, “Kardeşim, aritmetik problemlerini çözerken evde sana kim yardım ediyor?” dedim. Vay efendim vaay… Sen misin bunu soran? Açtı ağzını, yumdu gözünü de söylemediğini bırakmadı bana…

Oysa sıra arkadaşı Fikret’ten, pardon, adını söylememeliydim, kaç kez duydum. Ödevlerini hep ablasına yaptırıyormuş. Neme gerek, kim yaptırırsa yaptırsın. Öğretmen anlamaz mı sanki? Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar, üçüncü de ele geçer.

Neme gerek, biz kendi işimize bakalım. Dedikoduyu hiç sevmem doğrusu. Falan şöyle yapmış, filan böyle yapmış. Bana ne? Her koyun kendi bacağından asılır.

Ha, koyun dedim de hatırıma geldi. Geçen gün sınıfta öğretmenimiz yanımızdaki arkadaşa:

– Koyunla keçi arasındaki benzerlikleri söyle, dedi. Çocuk ne dese beğenirsiniz? Koyunun eti, sütü, kellesi, kuyruğu keçiye benzermiş…

Benzese bari. Kendimi tutamadım, fık diye güldüm. Bana öfke ile baktı. Koyunla keçiyi tanımayan bu çocuk kim, biliyor musunuz?

Söylemem. Söylersem dedikodu olur. Zaten çok alıngan bir çocuk. Ona sınıfta herkes Mıhladız Süleyman, diyor. Ne söylense hemen kendine çekiyor. Neme gerek, benim bir şey söylediğim yok. Dedikoduyu hiç sevmem…

Sınıfta 50- 60 çocuğuz. Hiç birimizin huyu ötekine uymuyor. Hele bir çocuk var ki, adı gerekli değil, dedikodu yapmadığı gün yoktur. Beni ona çekiştirir, onu bana çekiştirir.

Bir gün dayanamadım:

– Sabahat, dedim, bu yaptığın doğru değildir. Bırak artık şu dedikoduyu. Herkesi birbirine katacaksın…

Durdu durdu da bana ne söyledi bilir misiniz? Söylemem, dedikodu olur.

(Seyircilere doğru eğilir. Elini ağzına koyar. Hafif sesle:)

Ama, siz yabancı sayılmazsınız. Benden duymuş olmayın. O çocuk bana:

-Dedikoducu senin gibi olur, dedi.

 

 

KIZ İSTEME

 

  • (Maho, Haso, Bilo aileleriyle birlikte Gülo’yu istemeye giderler. Gülo’nun evinde girer ve babasının yani Ramo’nun eline öperler ve yerlerine otururlar. Babaları yanlarında, arkalarında anneleri ayaktadır. Annelerin boynu bükük elleri bağlıdır.)
  • RAMO : Hoş gelmişseniz agalar, bacılar.
  • AİLELELER : Hoş bulmışag agam.
  • SÜLO (Maho’nun babası) : Agam biz hayırlı bir iş için gelmişek. Allah’ın emri peygamberin gavliyle kızınız Gülo’yu olgumuz Maho’ya istiyek.
  • DİĞER BABALAR (Hep bir ağızdan) : Hooop Hooop! Önce biz gelmişek.
  • (Aralarında tartışma başlar. Her kafadan bir ses çıkar.)
  • RAMO : Agalar, agalar! Durun noli? Bizim Gülo’yo almah öyle kolay değil. Ne yapak (Düşünür.)? Şindi damat adayları arasıb-nda bir yarışma yapah. Yarışmayı kazananı Gülo’yo almış sayah.
  • (Bu arada Gülo süslenmiş olarak sahneye getirilir. Gülo’yu iki erkek iki kadın getirir. Bu arada iki erkek de İşte Hendek İşte Deve şarkısıyla şalvarlarıyla birlikte göbek atarak sahneden geçerler.)
  • RAMO : Eveeet! Yarışmaya başlayak. Yarışmada birinci gelen, iki eliyle çapa çapalayan, dört beygir gücündeki Gülo’yu kazanacak. Haso, ilk soru sana. Sec bakalım. Hangi konudan istiyon? Edibiyat, gene gültüü, mözih.
  • HASO : Edibiyat agam.
  • RAMO : Ula hıbo! Edibiyat senin neyine loo. Neyse sorumu soriyem. Eyi dinle, bi difada anla, eyi civab vir. Divan Edibiyatı nedi?
  • HASO (Düşünür ve cevap verir.) : Bah şindi agam! Gülo’yo alacan, divana oturacan, dizine yatıran ona şiirler okuyacan. Aha işte divan edibiyatı budur.
  • RAMO : Bilmemişsen aha sana zıfır puan. Hem edibiyat senin neyine Bu arada Hasonun arkada duran annesi Haso’ya durur. Diğer anneler sevinir.)
  • HASO : Agam bari bir iki puvan virin. Gidiş yolim dogrudir.
  • RAMO : Sus ulan sus. Bah gız mız vermiyem sana. Hem sen gızı dizinde oturhmayı rüyanda görisen ancah.
  • (Şalvarlı erkekler İşte Hendek İşte Deve eşliğinde oynayarak sahneden geçerler.)
  • RAMO : Maho! Sana galdı gene gültü ve mözih. Hangisini seçiysen?
  • MAHO : Iıı. Mözih agam.
  • RAMO : Ula hayvan! Mözihden ne anlasın sen?
  • MAHO : Agam bugüne bugün köyün çobanıyem. Gavalımın sesini duyan davarlar bile baleri yapii.
  • RAMO : Baleri mi? O da ne ki? Dur şindi. Gafamı garıştırma. Sorumu soriyem. Üflenerek çalınan estoraman nedir?
  • MAHO : Ney demişsen agam?
  • RAMO : Bilmişsen hayvan.! On puvan almışsen.
  • (Şalvarlı erkekler İşte Hendek İşte Deve eşliğinde oynayarak sahneden geçerler.)
  • RAMO (Bilo’ya dönerek) Bilo bir teh sen galmışsen. Sana galdı gene gültü. Sen de gültüden peh anlarsın ya!
  • BİLO : Agam! Geçenlerde bir iki saatlik bir iş için şehre gitmişem. Galan zamanda da azıcıh gültü gapmışam.
  • RAMO : Eyi, tamam! Soruyu soruyem. Gültü ni dimeh?
  • BİLO : Ney?
  • RAMO :Bilemedin loo!
  • BİLO : Niden agam. Maho’nun neysı gabul edili, benim neim neden gabul edil mi?
  • RAMO : Sus lo davar! Gızı Maho almışdır
  • (Şalvarlı erkekler İşte Hendek İşte Deve eşliğinde oynayarak sahneden geçerler.)
  • BİLO – SÜLO : Eee, biz napik agam?
  • RAMO : Haftaya Cano için yarışırsınız.
  • GÜLO (sahnenin ortasına gelerek) : İyki beni Maho aldı. Ben de onu çoh beğenirem.

 

 

DOKTOR (MONOLOG – TEK KİŞİLİK TİYATRO OYUNU)

(Monologcu, sırtında beyaz gömlek, burnunda kelebek gözlükle koşar gibi ortaya çıkar. Seyircilerin arasına bakınır. Telaşla konuşmaya başlar.)

Kaçırdım kaçırdım, hastamı kaçırdım. Tam muayene ediyordum, elimden fırladı kaçtı. Belki de aranıza gelmiştir. Rica ederim, görenler varsa haber versin.

Kısa boylu desem uzunca, zayıf desem şişmanca, esmer yüzlü, şehla gözlü, on beşle altmış arası bir şey… Böyle birisi varsa aranızda rica ederim, söyleyin. Gözlerim uzaktan pek seçemiyor. Hem bana hem mesleğime hem de insanlığa hizmet etmiş olacaksınız.

Ah efendim ah! Bilseniz şu doktorluk ne güç meslek… Karşınıza delisi de gelir, akıllısı da… “Bir şeyin yok, turp gibisin maşallah!” derim, inanmazlar, “Sende şu illetler var.” derim, bir daha semtime uğramazlar.

Bıktım bu meslekten doğrusu. Lokman hekim sağ olsaydı, gider çatar, “A mübarek insan, kuracak başka meslek bulamadın mı?” derdim.

Efendim, hastaların bazıları çok duygulu oluyorlar. Nabızlarına göre şerbet vermedin mi, senden kötüsü yok.

Ben de lafı nereden nereye getirdim. Efendim, o söylediğim hastayı gören oldu mu acaba? (Biraz bekler.) Vah, vah, yok desenize… Bari sizinle tanışmışken birkaçken birkaçınızı reklam için muayeneden geçireyim…

(Seyircilerden birine dikkatle bakar.)

Örneğin, şu sayın bayan hiç neşeli görünmüyor. Neşe, sağlığın aynasıdır. Muayene etmeden söyleyebilirim ki, kendisinin gezmeye, tozmaya, dans etmeye, eğlenmeye ihtiyacı var.

Kendilerine şöyle bir reçete çok uygun olur.

(Cebinden zımbalı defterle kalem çıkarır. Yazar ve okur:)

1- Alfabedeki bütün harflerden yapılmış bir vitamin harmanı. Sabahleyin aç karına yutulacak…

2- Bir tutam mısır püskülü, üç parça horoz ibiği, iki demet tilki kuyruğu bir havanda ezilecek… Akşamları tok karnına yutulacak.

Neşesi yerine gelmezse ben doktorluktan vazgeçer, bakkal çırağı olurum.

Gene seyircilere bakar. Başka birine:)

İşte bir hasta daha… Ben birini kaçırdım derken, meğer bir çoğunun içine düşmüşüm.

Evet, siz bayım, siz de mide rahatsızlığı var. (Başını sallar.) Nasıl, bildim mi? Evet, çok yiyorsunuz. Her ne kadar “Can boğazdan gelir.” derlerse de canımın gene oradan çıkacağını unutmayalım. Ne var o kadar makarna yiyecek a canım… Yerli malı diye ha bire atıştırmışsınız.

Eğer mutlaka yerli malı  yemek istiyorsanız ondan bol ne var? Örneğin yemişlerimiz de yerli malıdır.

O mübarek şeftaliler, o canım elmalar, armutlar… Hele portakallar, hele portakallar… Hangi ecza deposunda bu kadar vitamin bulunur?

Reçeteye meçeteye, doktora da gerek yok… Ye yiyebildiğin kadar… Bu çeşit tedavinin ucu gene bizim mesleğe dokunuyor ama,eee ne yapalım, ben yurdumu, yurttaşlarımı, yurt yemişlerini, yerli olan her şeyi mesleğimden de çok severim






Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Reklam

Üye Giriş Formu

Şu anda 1316 ziyaretçi çevrimiçi