SINIFÖĞRETMENİM.COM

Okul Öncesi, İlkokul, Ortaokul, Lise Tüm Dersler © 2018 Üyelik Gerektirmez


AİLEMİN TARİHİ

Aile, kökleri geçmişe doğru uzanan toplumsal bir kurumdur. Ailelerin geçmişi evlilikler, akrabalık ilişkileri, doğumlar, ölümler ve göçlerden oluşur.

Aileyi oluşturan bireyler birbirlerine akrabalık bağıyla bağlıdır. Akrabalık insanlar arasındaki en güçlü bağlardan biridir.

Aile tarihi hazırlanırken genellikle sözlü tarih yöntemi kullanılır. Sözlü tarih, belli bir olayı yaşamış ve ya buna tanıklık etmiş kişilerle söyleşiler yapılmasıdır.

Aile tarihimizi oluştururken sözlü tarih yönteminin yanı sıra kaynaklardan da yararlanırız. Fotoğraflar, mektuplar, diplomalar, koleksiyonlar, kıyafetler ve çeşitli ev eşyaları bu kaynakların belli başlılarıdır.

MİLLİ KÜLTÜR ÖGELERİMİZ

Her millet dili, gelenek ve görenekleri, inançları, ahlaki değerleri ve sanat anlayışı ile başka milletlerden ayrılır. Milletlerin kendilerine özgü örf ve âdetleri, giysileri, bayramları, edebiyat ve sanat eserleri vardır. Bu nedenle kültür bir milletin kimliğini oluşturur.

Bir milletin tarihsel gelişme süreci içinde meydana getirdiği maddi ve manevi değerlere kültür denir.

Türk milleti zengin bir kültüre sahiptir. Misafire kahve ikram etmek, dinî bayramlarda büyüklerin ellerini öpmek, hastaları ziyaret etmek, sünnet ve düğün törenleri yapmak millî kültür ögelerimizdendir. Ayrıca hepimizin evinde millî kültürümüzü yansıtan eşyalar ve çeşitli nesnelerde vardır.

DÜNDEN BUGÜNE OYUNLARIMIZ

Kültür, milletlere ait çeşitli değerlerin ve unsurların bir araya gelmesiyle oluşur.

Kültürel zenginliğin göstergesi olan bu değerlerden biri de oyunlardır. Oyun, vakit geçirmeye yarayan ve belli kuralları olan eğlencedir. Oyunların millî kültürümüz için de önemli yeri vardır. Türkler tarih boyunca çeşitli oyunlar oynamışlardır. Bu oyunlardan bazıları çeşitli nedenlerle unutulmuş ve günümüze kadar gelememiştir.

Cirit, Türklerin yüzyıllardan beri oynadıkları bir ata oyunudur. Cirit bayramlarda, düğünlerde veya festivallerde oynanan bir yiğitlik ve savaş oyunudur.

Geçmişten günümüze devam eden oyunlarımızdan biride ata sporumuz güreştir.

ATATÜRK VE MİLLİ MÜCADELE

Mustafa Kemal’in askerlik görevine başladığı sırada Osmanlı Devleti çeşitli iç ve dış sorunlarla uğraşıyordu. Sanayileşmiş Avrupa devletleri Osmanlı topraklarını paylaşma konusunda anlaşmışlardı.

Trablusgarp Savaşı:

İtalya, 1911’de Trablusgarp’a asker çıkardı. Osmanlı Devleti asker gönderecek durumda değildi. Bunun üzerine aralarında Binbaşı Mustafa Kemal’inde bulunduğu gönüllü Türk subayları Trablusgarp’ı savunmak için cepheye koştular. Mustafa Kemal Trablusgarp’ta

Tobruk Savaşı’nı kazandı. Böylece İtalyanları kıyıda durdurmayı başardı. Ardından Derne’deki kuvvetlerin başına geçti ve burada da başarılı savunma savaşları yaptı. Osmanlı Devleti, Balkan Savaşı’nın çıkması üzerine İtalya ile Uşi Antlaşması’nı imzalayarak Trablusgarp Savaşı’nı bitirdi. Antlaşma ile Trablusgarp ve Bingazi İtalya’ya bırakıldı.

Çanakkale Savaşı:

Çanakkale Cephesi’ndeki savaşlar İngiltere ve Fransa’nın Çanakkale Boğazı’nı geçmek istemesiyle başladı. Ancak İtilaf Devletleri donanmasının 18 Mart 1915’teki saldırısı başarısızlıkla sonuçlandı. Bunun üzerine İngilizler ve Fransızlar Gelibolu Yarımadası’na asker çıkardılar. Ancak 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal düşmanın çıkarma yapacağı bölgeyi doğru tahmin ederek az sayıdaki askeriyle yarımadaya çıkan ilk birlikleri durdurmayı başardı. Askerleriyle birlikte kahramanca savaşarak işgalcileri Gelibolu’dan çekilmek zorunda bıraktı. Çanakkale Cephesi, Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’nda düşmanı geri püskürtmeyi başarabildiği tek cephe oldu.

Mondros Ateşkes Antlaşması:

Osmanlı Devleti 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes Anlaşması’nı imzalayarak I. Dünya Savaşı’ndan çekildi. Çok ağır hükümler taşıyan bu anlaşmaya göre:

* Çanakkale ve İstanbul boğazları İtilaf Devletlerine açılacaktı.

* Osmanlı ordusunun büyük bölümü terhis edilecek, bütün ulaşım ve haberleşme araçları galip devletlerin kontrolü altına girecekti.

* 7. maddesine göre galip devletler güvenliklerini sağlamak amacıyla istedikleri yerleri işgal edebileceklerdi.

Mondros Ateşkes Anlaşması ile Osmanlı Devleti bağımsızlığını ve kendini savunma imkânlarını kaybetti. Toprakları ise yabancı devletlerin işgaline açık hâle geldi. Çok geçmeden İngiltere, Fransa ve İtalya ateşkes anlaşmasını uygulamaya başladılar. Terhis edilen ordumuzun silahlarına el koydular. Limanlarımızı, demir yollarımızı ve telgraf hanelerimizi denetim altına aldılar. Anlaşmanın 7. Maddesine dayanarak da güzel yurdumuzu işgale başladılar.

* İngilizler Musul, Urfa, Antep ve Maraş’ı işgal ettiler. İzmit, Eskişehir, Afyon, Samsun, Merzifon ve Batum’a asker çıkardılar.

* İtalyanlar Antalya ve Konya yöresine,

* Fransızlar ise Adana ve çevresine yerleştiler. Fransızlar bir süre sonra Urfa, Antep ve Maraş’ı da işgal ettiler.

Anadolu’da işgaller devam ederken İngiltere, Fransa ve İtalya’ya ait savaş gemilerinden oluşan düşman donanması da İstanbul önlerine geldi. Aynı gün ateşkes anlaşması gereği cepheden ayrılmış olan Mustafa Kemal de İstanbul’a döndü. O, gördüğü bu işgal manzarası karşısında ümidini kaybetmedi. Kurtuluşa olan inancını “Geldikleri gibi giderler.”  sözüyle ifade etti.

Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı. Samsun’a çıktığı günlerde Yunanlılar da İzmir’e asker çıkarmışlardı. Mustafa Kemal, Anadolu’ya geçtikten sonra ilk olarak millî bilinci uyandırmaya çalıştı. Bu amaçla Amasya’dan yayımladığı genelge ile yurdumuzun içinde bulunduğu durumu ve kurtuluş yolunu anlattı. Sivas Kongresi’nde ise millî cemiyetleri tek çatı altında toplayarak Millî Mücadele’nin liderliğini üstlendi.

Mustafa Kemal, Erzurum ve Sivas’tan sonra Ankara’ya geldi. 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisini açarak Ankara’yı Millî Mücadele’nin merkezi hâline getirdi. Büyük Millet Meclisinin açılmasıyla birlikte Türk milleti kendi geleceğini belirleme hakkını elde etti. Bu olayla aynı zaman da yeni Türk devletinin temelleri de atılmış oldu.

Doğu Cephesi:

Ermeniler 1920 yılı ortalarında Doğu Anadolu üzerine saldırıya geçtiler. TBMM

Hükümeti bu saldırıyı durdurması için Kâzım Karabekir Paşa’yı Doğu Cephesi Komutanlığına atadı. Ermeniler Doğu Cephesi’ndeki kuvvetlerimizin başarılı taarruzu karşısında geri çekilmek zorunda kaldılar.

Güney Cephesi:

Güney illerimiz önce İngilizlerin daha sonrada Fransızların işgaline uğradı. Adana, Maraş, Antep ve Urfa’ya giren Fransızlar bölgede yaşayan Ermenilerle de işbirliği yaptılar. Onları silahlandırarak Türkler üzerine kışkırttılar. Bunun üzerine Türk halkı Kuvayı milliye birlikleri oluşturarak kendini savunmaya başladı. Fransızlar ve Ermeniler Türk milletinin bu kararlı mücadelesi karşısında işgal ettikleri bölgelerimizden çekilmek zorunda kaldılar.

TBMM düşmana karşı gösterdikleri cesaret ve yiğitlik nedeniyle Antep’e “Gazi”, Maraş’a “Kahraman”, Urfa’ya ise “Şanlı” unvanlarını verdi.

Batı Cephesi:

Batı Cephesi’ndeki savaşlar Yunanlıların İzmir’i işgal etmesiyle başladı. Batı Anadolu’daki Yunan ordusunun ilerleyişini ilk olarak Kuvayı milliye birlikleri durdurmaya çalıştı. Bu birliklerin yetersiz kalması üzerine de TBMM tarafından düzenli ordu birlikleri oluşturuldu.

I. ve II. İnönü Savaşları:

Düzenli ordu Batı Cephesi’ndeki ilk başarılarını İnönü Savaşlarında kazandı. I ve II. İnönü zaferleri sonucunda Türk milletinin TBMM’ye ve düzenli orduya güveni arttı. Ayrıca bu zaferlerle birlikte milletimizin morali yükseldi.

Sakarya Savaşı:

Yunanlılar 10 Temmuz 1921’de Ankara’ya doğru yeniden hücuma geçtiler. Bunun üzerine TBMM Başkanı Mustafa Kemal, birliklerimize Sakarya Nehri’nin doğusuna çekilme emrini verdi. Ordumuzun geri çekilmesiyle birlikte Afyon, Kütahya ve Eskişehir Yunanlıların eline geçti. Mustafa Kemal bu zor durum karşısında TBMM’den Başkomutanlık yetkisini aldı. Başkomutan ilk olarak ordunun ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştı. Ancak TBMM Hükümetinin maddi imkânları sınırlıydı.

Kurtuluş Savaşı ancak toplumsal dayanışma duygularıyla kazanılabilirdi. Mustafa Kemal bu duygu ve düşüncelerle Tekalif-i Milliye (Millî Yükümlülükler) adıyla emirler yayımladı. Böylece ordumuzun eksiklerini gidermek için Türk milletini seferber etti.

Sakarya Savaşı 23 Ağustos 1921’de Yunan ordusunun hücumuyla başladı. 22 gün geceli gündüzlü devam eden bu savaş Türk ordusunun zaferiyle sonuçlandı. TBMM, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’ya “Mareşal” rütbesini ve “Gazi” unvanını verdi.

Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi:

Mustafa Kemal Paşa, Sakarya Zaferi’nin ardından taarruz hazırlıklarına başladı. Ordusunu asker sayısı, silah ve cephane bakımından güçlendirdi. 26 Ağustos 1922’de taarruz emrini verdi. 30 Ağustosta ise Yunan birlikleri Dumlupınar’da kuşatıldı. O gün yapılan savaşta Türk ordusunu doğrudan doğruya Başkomutan Mustafa Kemal yönetti. Tarihe Başkumandan Meydan Muharebesi olarak geçen bu savaş Yunan ordusunun ağır yenilgisiyle sonuçlandı. Zaferin ardından da Mustafa Kemal, “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emrini verdi.

Bu emri alan ordumuz 9 Eylül’de İzmir’e girdi. Daha sonra da Boğazlar bölgesi ve İstanbul’a doğru yürüyüşe geçti. Bunun üzerine savaşı göze alamayan İngiltere, Fransa ve İtalya Türk Hükümetine ateşkes teklifinde bulundular.

Mudanya Ateşkes Antlaşması:

Bursa’nın Mudanya kasabasında yapılan ateşkes görüşmelerin de Türkiye’yi Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa temsil etti. Görüşmeler 11 Ekim 1922’de ateşkes anlaşmasının imzalanmasıyla sonuçlandı. Bu anlaşmayla Boğazlar bölgesi, İstanbul ve Doğu Trakya savaş yapılmadan kurtarıldı.

Lozan Barış Antlaşması:

Mudanya Ateşkes Anlaşması’ndan sonra sıra taraflar arasında yapılacak barış antlaşmasına gelmişti. Barış görüşmeleri İsviçre’nin Lozan kentin de başladı. Lozan Barış Konferansı’nda ülkemizi İsmet Paşa başkanlığın da bir heyet temsil etti.

Görüşmeler sonucunda, 24 Temmuz 1923’te Türkiye ile diğer devletlerarasında Lozan Barış Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma ile vatanımızın bugünkü sınırları büyük ölçüde çizildi. Ayrıca yeni Türk devletinin varlığı ve bağımsızlığı bütün dünya devletleri tarafından resmen tanınmış oldu.

Cumhuriyetin İlanı:

Ankara, Kurtuluş Savaşı’nın merkeziydi ve güvenli bir yerdeydi. Ayrıca Türk milletinin birliğini temsil eden TBMM’de burada bulunuyordu. İşte bu özellikleri nedeniyle Ankara, 13 Ekim 1923’te çıkarılan yasayla başkent olarak kabul edildi.

En güzel yönetim biçimi cumhuriyet idi. 29 Ekim 1923 günü de hazırladığı kanun teklifini TBMM’ye sundu. Bu teklif Meclis’te “Yaşasın Cumhuriyet!” sesleri arasında kabul edildi. TBMM’de aynı gün devlet başkanlığı makamı için de seçim yapıldı. Seçimin sonucunda Gazi Mustafa Kemal, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı seçildi.




Benzer İçerikler:

Yorumlar   

 
-1 #1 berinbas 18-11-2015 14:24
Çok güzel olmus :roll: :P :zzz :-x :-* :D :lol: :D
Alıntı