SINIFÖĞRETMENİM.COM

Okul Öncesi, İlkokul, Ortaokul, Lise Tüm Dersler © 2020 Üyelik Gerektirmez



TÜRKLERİN KULLANDIĞI ALFABELER

Bugün yeryüzünde çok farkli yazilarin kullanildigi billinmektedir. Herbir ulusun simdi kullandigi yazi sisteminin geçmiste kullandiklariyla tamamen ayni olmadigi da görülmektedir. Bu farkliliklar, yazi anlayisindaki gelismenin ürünleri oldugu kadar kültürel etkilesim ya da kültür degisikliklerinin de bir sonucudur. Bu nedenle Türk tarihi boyunca hangi yazi sistemlerinin, alfabelerin kullanildigini incelemeden önce, yazinin gelisme tarihine kisaca deginmemiz ve alfabeler arasindaki iliskileri belirtmemiz yerinde olacaktir.

Yazinin ilk bulunusundan günümüzdeki „harf yazisi“ durumuna gelinceye kadar genelde bes asamadan geçtigi kabul edilmektedir: Madde yazisi - resim yazisi - düsün yazisi - ses yazisi - harf yazisi.

Madde yazisi:Anlatilmak istenen seyin, çevrede bulunan çesitli maddelere, simgelere basvurularak belirtilmek istenmesi. Örnegin dolmen ya da menhir denen dikili taslar mezar anlamina gelmektedir. Yere degisik biçimde dikilen sopalar, bunlara ya da dallara sarilan degisik renk ve biçimdeki iplikler, bezler de madde yazisi sayilmaktadir.

Resim yazisi (pictographie): Istenilen seyi anlatmak amaciyla kayalar üzerine belirli isaretler kazimakla baslayan bu yazi türü giderek anlatilmak istenen nesnenin resmini yapmaya dönüsmüstür. Resim yazisi ilk kez Mezopotamya‘da arkasindan Misir`da bulunmustur.

Düsün yazisi (ideographie): Düsüncelerin belirli simgelerle anlatilmasi demek olan bu tür, resim yazisinin gelismesi sonucunda bulunmustur. Sümer Çivi Yazisi ile Misir Hiyeroglif`i bunun en belirgin örnekleridir.

Hece (ses) yazisi (phonographie): Sekil yazisindan seslerin, hecelerin belirtildigi yaziya geçis, yazi tarihinde ikinci büyük gelismeyi yansitmaktadir.

Harf yazisi, abece (alfabe): Hece yazisinda tek heceli sözcüklerin zamanla “sesli” elemanlarini yitirip “tek ses” isareti haline gelmeleri ya da sekil yazisindaki isaretlerin stilize edilip belirli bir sesi belirten simgelere dönüstürülmesi, yazinin gelismesinde son asamayi olusturmaktadir. Bu simgeler dizisinde ilk isaretlere Yunanca`da alfa, beta, Arapça`da elif, be denildigi için tüm dizgenin adi Arapça`da elifba olmustur. Dilimize önceleri bu biçimde geçen ad, Türkçe`deki ses uyumunun etkisiyle „alfabe“ ye dönüsmüstür. Bu, harflerin adlarinin siralanmasindan olusan bir ad oldugundan ötürü de Türkçe`nin özlestirilmesine paralel olarak alfabe yerine „abece“ denilmeye baslanmistir.

Yazinin asil dogup gelistigi bölge Ortadogu olup, alfabenin tarihi bu yörenin eski tarihi ile iç içedir. Mezopotamya‘da Sümer dünyasinda baslayan piktografi denen resim yazisi, çivi ve hiyeroglif diye iki karakterde gelismistir. Sümer çivi yazisi Akad ve Elam dönemlerinden geçerek Anadolu`ya ulasmistir. Anadolu`da ilk yazi örnekleri M.Ö. 2000 baslarinda ortaya çikmaktadir. Resim yazisi ile baslayan bu tür, sonradan bir hece yazisina dönüsmüstür. Hititlerin kullandigi bu yazi türü onlardan Urartular`a da geçerek M.Ö. VI. yüzyila kadar varligini sürdürmüstür.

Sümer erken resim yazisindan etkilenen ikinci kol, Misir Hiyeroglif yazisi ise, bugünkü alfabenin bulunmasini saglayan kaynak olmustur. Yazinin tarihsel gelisiminde asil büyük asama resim yazisindan heceye geçiste olmus, bu da Ortadogu`da Fenikeliler tarafindan gerçeklestirilmistir. Fenike hece yazisindan sonraki atilim harflere geçis olmustur.

Ortadoguda Yunan ve Arami alfabeleri olarak iki yönde baslayan gelismeler, bugün yeryüzünde kullanllan alfabenin çok büyük bir kismini meydana getirmistir. Yunan alfabesinden çikartilan Latin ve Slav alfabeleri, Avrupa ve Amerika kitalarini kapladiktan sonra öteki kitalara da yayilmaya baslamistir. Arami kolundaki degisme ve gelismeler de Ibrani, Sogd, Ermeri ve Arap alfabelerini dogurarak daha çok Ortadogu`da yayginlik kazanmis ve Afrika`yi etkileyebilmistir.

Uzakdogu ülkelerinde Çin`de ve Japonya`da kullanilan resim - hece yazilarinin Mezopotamya`dan kaynaklanmadigi, bunlarin bagimsiz bir gelisme oldugu kabul edilmektedir.

Türklerin kendilerine özgü yazilari olarak bilinen Göktürk alfabesinin kökeni sonra deginecegimiz gibi oldukça tartismalidir. Uygur alfabesinin ise Sogd alfabesinden çiktigi bilinmektedir.

Türklerin Tarih Boyunca Kullandiklari Alfabeler

Türkiye Cumhuriyeti`nde bugün kullanilmakta olan alfabeye gelinceye kadar Türklerin alfabelerini birkaç kez degistirdikleri bilinmekte ve bu konuda söyle dörtlü bir dizi yapilmaktadir: Göktürk, Uygur, Arap, Latin.

Böyle bir siralama gerçegi tümüyle yansitmadigi gibi adlandirmalarin “Arap” ve “Latin alfabeleri” diye yapilmasi da bazi kavram ve degerlendirme kargasasina yol açmaktadir. Tarih boyunca çok genis ülkelere yayilan ve çok degisik kültürlerle iliskiler kuran Türkler bu dört alfabenin disinda ,baska alfabeler de kullanmislardir. Günürnüzde de söz konusu dört alfabeden baska alfabeler kullanan Türkler vardir. Öte yandan, Islamiyetle birlikte Türkler arasinda yayginlik kazanan alfabe, salt Araplarin kullandiklari harflerden ibaret olmayip, ona bazi eklemeler de yapilmistir. Bu nedenle eski yazi ya da Osmali alfabesi diye de nitelenen alfabe, Arap alfabesinin Türkçe`ye uygunluk saglamasina çalisilan gelistirilmis bir biçimi idi. Bu nedenle ona Arap alfabesi degil Arap kökenli alfabe demek daha dogru bir niteleme olur. Bunun gibi, Türkiye Cumhuriyeti`nde kullanilan alfabe de özgün bir Latin alfabesi olmayip Latin kaynakli yeni Türk alfabesidir. Nitekim söz konusu alfabenin kabulünü öngören 1928 tarihli yasa “Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkinda Kanun” basligini tasimaktadir.

Burada alfabeyi ya da yaziyi, bir kültür ögesi olarak incelemeye çalstigimiz için, ayrintiya inmeksizin, bilinen geçmisten bu yana Türkler tarafindan kullanildigi saptanan alfabelerin genel özelliklerini belirtmek ve degisiklik dönemleriyle nedenlerini vurgulamakla yetinecegiz.

Göktürk Alfabesi

Türklerin siyasal varlik olarak tarih sahnesine çikmalari, Milattan önceki yüzyillara, Hiung-nu`lar dönemine kadar geriye gitmektedir. Hunlar döneminde yazinin kullanildigina iliskin bazi kayitlar olmakla birlikte, bu yazinin niteligi hakkinda açik bilgilere sahip degiliz. Bu yüzden Türklerin kullandiklari kesin olarak bilinen ilk alfabe Göktürkler döneminde yayginlik kazanan Göktürk alfabesidir. Son yillarda Issik-Göl yakinindaki bir kurganda bulunan iki satirdan olusan yazi, Göktürk alfabesi karaterinde olup, M.Ö. V.-IV. yüzyillara tarihlenmektedir. Bu yüzden de Göktürklere baglanan ilk Türk yazisinin Göktürk Kaganligi`nin kurulusundan yüzyillarca önce bulundugunu kabul etmek gerekmektedir.

Ilk Türk alfabesinden günümüze kalan en büyük kalinitilar Göktürkler döneminde dikilen yazitlarda karsimiza çikmaktadir. Çözülüp degerlendirilmeleri ancak XIX. yüzyil sonunda mümkün olmustur. Bunlardan ilk bulunanlari Yenisey Irmagi boyundaki yazitlar olmustu. 1889'da da Orhon yazitlari diye anilan iki büyük yazit daha ortaya çikarilmisti. Öteki yazitlardan farkli olarak bunlarin arka yüzlerinde Çince metinler de vardi. Yani Ankara`daki Augustus Tapinagi`nda oldugu gibi iki ayri dilde yazilmislardi. Danimarkali Türkolog Wilhelm Thomsen, 1893`te bu yazitlari çözmüs, böylece bunlarin Kültigin ve Bilge Kagan tarafindan diktirildikleri, yazinin Türklere özgü bir alfabe, dilin de eski Türkçe oldugu meydana çikarilmisti.

Anitlarin öneminden ötürü Orhon alfabesi diye de anilan Göktürk alfabesinin kökenine gelince, bu konuda çok farkli görüs ve iddialar bulunmaktadir. Bu alfabede kullanilan isaretler, Runik diye adlandirilan eski Iskandinav yazisindaki isaretlere benzedigi için Runik karakterli sayilmis ve o alfabeyle iliskilli olabilecegi öne sürülmüstür.Yaziyi çözen Thomsen, bu Türk alfabesinin Arani alfabesinden türemis olabilece görüsünü savunmustu. Buna karsin Aristov gibi Rus bilginleri, bu yazidaki isaretlerin eski Türk damgalarindan alinmis olabilecegine dikkatleri çekmistir. A. Cevat Emre ise, Göktürk yazisinin Sümer yazisi ile ayni kökten gedigini varsaymistir. Bütün bu degisik, hatta çelisik savlar arasinda söylenebilecek sey, bilim çevrelerinde en çok Thomsen'in görüsünün tutundugudur.

Göktürkler çaginda yayginlasan bu ilk Türk alfabesi, yazitlar disinda yazma eserlerde de kullanilmistir. Dogu Türkistan Yazmalari diye adlandirilan eserler bunu kanitlamaktadir. Bu alfabenin Göktürkler`den sonra gelen Uygurlar döneminde de bir süre kullanildigi görülmektedir. 759-760 yillarinda dikilen Sine-Usu yaziti ile son yillarda bulunan Taryat Yaziti bunu göstermektedir. Bunun disinda Göktürk alfabesi, bazi degisikliklerle Bulgarlar,Hazarlar, Peçenekler ve Sekeller tarafindan da kullanilmis ve böylece Orta Asya`dan Avrupa içlerine kadar yayilmistir.

Uygur Alfabesi

Göktürk Kaganligi`nin 744 tarihinde yikilmasiyla onun yerine geçen Uygur egemenligi dönemi kültürel etkinlikler ve gelismeler yönünden Islam öncesi Türk tarihinin en parlak ve dikkate deger dönemini olusturur. Çin, Hint ve Iran kültürlerinin de etkisiyle kültür hayatina öncelik, renk ve hareketlilik getiren Uygurlar, kagidi ve matbaayi da alip kullanmislardir. Bu arada kullanilagelen Göktürk yazisini birakarak kendilerine özgü yeni bir alfabe düzenlemislerdir.Uygur alfabesi, Sogd kökenli olup, bazi degisikliklerle Türkçe`ye uygulanmisti.

Bu alfabenin ne zaman kullanilmaya baslandigi kesin olarak saptanamamaktadir. Bugün için bilinen, bu yazi ile yazilmis en eski metinlerin IX. yüzyil sonlarina ait olduklaridir. Buna karsin, söz konusu alfabe Uygurlarin siyasal varliklarini yitirmelerinden sonra da yüzyillar boyunca kullanilmistir. Türklerin Islamiyete geçisleri ve Arap kökenli yeni bir alfabenin kabulünden sonra da Türkistan ve Kirim`daki Türk devletlerinde bu alfabe varligini koruyabilmistir. Timur Imparntorlugu ve onun kollarinda Uygur yazisinin kullanildigi bilinmektedir. Ebu Said Mirza`nin 1468`de Uzun Hasan'a gönderdigil bitik -mektup- Uygur harfleriyle yazilmisti. Osmanli Imparatorlugu`nda da sarayda Uygurca bilen kâtipler vardi ve Orta Asya`daki Türk hükümdarlarina gönderilen mektuplarla kimi yarliklari bunlar yaziyorlardi. Örnegin, Fatih Mehmet`in Otlukbeli Savasi`ndan sonra Özbek Hanina gönderdigi zafername Uygur alfabesiyle yazilmisti. Böylece Orta Asya Türkleri arasinda oldugu kadar Osmanli merkez yönetiminde de geçerliligini korudugu anlasilan Uygur alfabesi, varligini bir süre daha devam ettirmis ve XVIII. yüzyilda tamamiyla unutulmusdur.